Bu tespite katılmamak imkânsız. Çünkü dinler tarihi üzerine biraz okuma yapmış olan herkes bilir ki insanlar her tarihi evrede inanabilecekleri ve tapabilecekleri şeyler bulmuşlardır. Hatta Şeriati bu durumu, "Bir güce ibadet ve kutsal bir varlığa [Durkheim'ın ifadesi ile] ya da gabya [Kur'an'ın ifadesi ile] inanma duygusu, insanda fıtrî olarak mevcuttur. Bu fıtrat, baştan beri insanla birlikte var olagelmiştir" diyerek açıklıyordu. Dolayısıyla tarihin her döneminde bir şeylere, birilerine tapan insanlık, asla dinsizlikle savaş vermemiştir. İnsanlığın yaşadığı savaş, hep dine karşı olmuştur.
Peki dine karşı din derken, Şeriati neyi kastediyordu?
Mevcut olan dine karşı, yeni bir dinin ortaya çıkması her şeyin sebebi oluyordu. Kimi zaman var olan dinlerin farklı kollara ayrılmaları da çatışma yaratabiliyordu. Günümüzde hala Protestan-Katolik veya Sünni-Şii-Alevi vs.. çatışması yaşanmasının sebebi de tam olarak budur.
Şeriati, İslam dinini incelediği bu kitabında dini iki kola ayırıyor: Tevhid (birlik) dini ve Şirk dini. Yaşanan savaşın ve toplumsal çatışmanın, bu iki din arasında meydana geldiğini öne sürüyor. Şirk, tanrısızlık demek değildir. Şirk, bir dindir; yanlış bir dine mensup olmaktır. Yahut da doğru bir dine yanlış bir şekilde mensup olmaktır. Şeriati' şirk dinini şöyle çözümlüyor:
Şirk dini tarihte iki şekilde devam etmiştir. Daha önce değindiğim gibi şirk dininin amacı statükoyu savunmak ve muhafaza etmektir. Tarih boyunca insanların asil olan-olmayan, efendi-köle, sömüren-sömürülen, yöneten-yönetilen ve özgür-tutsak şeklinde iki kısma ayrıldığını görüyoruz. Bunların bir kısmı, yiyecek, içecek, altın ve soy sop sahibi iken, diğerleri herhangi bir şeye sahip değildir. Daima bir millet diğer milletlere egemen olmuş, bir sınıf diğer sınıfa tercih edilmiş ve bir aile diğer ailelere üstün tutulmuştur. Bu durum, statükonun muhafaza edilmesi ve savunulması sonucunu doğurmuştur. Bunun için de her bölgeye ait bir tanrı olmalıdır ki, her ırk ve her hanedan varlığını sürdürebilsin, anlayışı ortaya çıkmıştır. (Sayfa: 47)
Görünen o ki Şeriati, toplumsal çatışmayı doğuran şeyleri çok iyi tahlil edebilmiş. Sınıf farklılıklarına, statükoya değiniyor! Şirk dininin, halkın kendilerine dayatılan her şeyi sorgusuz sualsiz kabul etmelerine ve devletin mevcut tüm uygulamalarının aslında Allah'ın iradesinin tecellisi olduğuna inanmalarına hizmet ettiğini belirtiyor. Yani şirk dininin halkı edilgenleştirdiğini, afyona buladığını, uyuşturduğunu anlatmaya çalışıyor.
Irk ve sınıf ayrımcılığı üzerine bina edilmiş mevcut toplumsal yapıyı güçlendirmede şirk dininin önemli bir yeri olduğunu söylüyor. Tam da bu sebeple, şirk dinini oluşturan ve yayan kesimin, toplumun üst tabakalarında yer aldığını ve yaydıkları inanç çerçevesinde halktan beslendiklerini belirtiyor. Şirk dininde bir grup insan zenginleşirken, diğer taraf fakirleşiyor. Bu ekonomik anlayış [yani bir başka deyişle buna kapitalizm de diyebiliriz] varlığını sürdürebilmek için dine ihtiyaç duyuyor.
Marx'ın "Din toplumların (halkların) afyonudur" sözünü hepimiz biliriz. Şeriati bu söze katılıyor ancak bir şartla: Burada bahsedilen din, şirk dinidir! Tevhid dininin böyle bir özelliği yoktur, bilakis tevhid dini Şeriati'ye göre "inkilabî bir din"dir. Şeriati'nin bu yaklaşımı önemlidir. Marx'ın söylediklerini biraz daha açarsak, Şeriati'nin de kabul ettiği şu çözümleme ortaya çıkıyor:
"Din, insanların ölümden sonraki hayat ümidiyle, bu dünyadaki fakirliğe ve mahrumiyete karşı tahammül edebilmeleri ve yaşadıkları her sıkıntının ve kendilerine sunulan her durumun tanrının iradesi ile olduğuna, dolayısıyla da bu durumu değiştirmelerinin mümkün olmadığına inanmaları için bir afyondur."
Şeriati, din konusunda değerlendirmelerde bulunan düşünürlerin, dinler tarihi ve genel olarak tarih konusunda uzman kişiler olmadıklarını ve dolayısıyla kısmen doğru sözler edebildiklerini söylüyor. Dinin uyuşturucu, duraklatıcı, sınırlandırıcı ve edilgenleştirici etkisinin yalnızca şirk dininde bulunduğunun altını defalarca çiziyor. Kitap boyunca anlatmak istediği şey de aslında bu.
Onun şirk dini-tevhid dini ayrımını sanırım en iyi şu sözlerinden anlayabiliriz:
Bana, "Bir aydın olarak sen, nasıl bu dine sarılıyorsun?" diyen aydınlara da şunu söylemek istiyorum; "Ben bir dinden söz ediyorsam, bilin ki, geçmişte topluma hükmetmiş olan herhangi bir dinden değil, bu dini ortadan kaldırmayı hedefleyen dinden söz ediyorum. (...) muhafazakâr ve uyuşturucu şirk dinini kaldırıp yerine tevhid dinini ikame etmek için çaba göstermek, bizim ve gelecekteki insanların insanî sorumluluğudur.
Öyleyse beni dine sarılmam, geçmişe dönmek değil, tarihteki bu mücadeleyi devam ettirmek demektir. (Sayfa: 54)
Menfaat insanoğluna her şeyi yaptırıyor! Tarih boyunca fakirliği, esareti, sömürüyü normal bir şeymiş gibi gösteren ve insanları buna alıştıran dini anlayış, insanları uyuşturup susturmuştur. Şeriati kitabın ikinci bölümünde şirk dininin yanlışlarına ve çarpıtmalarına da değiniyor. Örneğin "Mülk Allah'ındır" lafını şiddetle eleştiriyor. Şeriati'ye göre mülk halkındır! Şeriati, imtiyazlı bir sınıfın "Mülk Allah'ındır" diye halkı uyuşturduğundan, bütün malı ve serveti sahiplendiğinden ve bunun sonucunda da halkın yoksulluk içinde bırakıldığından bahsediyor. Bunun nasıl ve niçin olduğunu da, İslam dünyasının ilk anarşisti olarak anılan Ebu Zerr'den bir örnek vererek açıklıyor:
"Mal Allah'ındır" ifadesi, "Mal, insanlarındır" demektir. Bu, günümüz dünyasının etkisinde kalarak benim yaptığım bir yorum değildir; Ebuzer el-Gıfarî'nin, Muaviye'nin yakasından tutup ona söylediği şu sözün aynısıdır; "Sen, 'Mal Allah'ındır' şeklindeki sözünle insanların malını yemeyi amaçlıyorsun ve şunu demek istiyorsun; Mal, insanların değil Allah'ın malıdır, ben ise Allah'ın yeryüzündeki temsilcisiyim. Dolayısıyla da insanların [kamu] malını dilediğim gibi kullanırım, istediğim kimselere veririm ve istemediğim kimselere de vermem!
Şeriati'nin yazdıklarından şu sonuca varıyorum: Şirk dini daha çok devlet egemenliğini pekiştirmeye ve kapitalizme benzer İslamî bir ekonomik model inşasına hizmet etmiştir. Yani temel amaç sömürü, sınıflı toplum yaratmak, insanları edilgenleştirip kolayca yönetebilmektir. Tevhid dini buna her ne kadar karşı çıktıysa da, ne yazık ki şirk dininin uygulamalarını engelleyememiş ve şirk dini sanki gerçek dinmiş gibi varlık göstermiştir.
Daha önce okuyup sizlere aktarmış olduğum Anne Baba Biz Suçluyuz adlı eserinde Şeriati, taklidî iman kavramından bahsediyordu. Şirk dininin yayılmasındaki en önemli unsurun da bu olduğunu düşünüyorum. Geleneksel toplum, taklidî bir iman mekanizması geliştirerek tevhid dininin yıpratılmasınakendiliğinden bir katkı sağlıyor. Tevhid dini, şirk dininin gölgesinde kalınca, statüko ortaya çıkıyor ve toplumsal gelişme ve ilerleme duraklatılmış oluyor.
Kitabın başında Ali Şeriati'nin kim olduğuna dair müthiş bir biyografi yazısı mevcut. Şayet Ali Şeriati'nin biyografisini merak ediyorsanız bu kitabı mutlaka edinin. Şirk dini ve tevhid dini ekseninde egemen sınıfların din anlayışlarına çok net eleştirilerde bulunan Şeriati'nin bu kitabını okumak da büyük bir keyifti! Tavsiye ederim, görürseniz kaçırmayın, mutlaka alın ve okuyun!
Gönderen: Uykusuzluk
Alıntı Yapılan Site: http://okunmuskitaplar.blogspot.com/2009/05/dine-kars-din-ali-seriati.html






